Search

LGBTİ+ Gençlerin Yurt Sorunları: “Lütuf olarak personel odası sundular..”

18 Kasım 2019.


Herkes LGBTİ+ kavramını pek çok kere duymuştur. Aslında, kiminin kulak arkası ettiği kiminin ise pür dikkat kesildiği bir konudur. Peki, LGBTİ+ tanımını gerçekten biliyor muyuz?


LGBTİ+ kavramı; lezbiyen, gey, biseksüel, transgender ve son dönemlerde dahil olan interseks sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Bakıldığında LGBTİ+ kısa bir kavramdan ibaretmiş gibi algılansa da içinde ayrımcılık, ötekileştirme, şiddet, nefret söylemi ve suçlarını barından çok hassas yaklaşılması gereken oldukça ayrıntılı bir husustur.


LGBTİ+ bireyler, hayatın birçok noktasında baş etmek zorunda kaldıkları ayrımcı yaklaşımlar sebebi ile ülkemizin adeta kanayan yarası olma özelliğini taşımaktadır.


LGBTİ+ Öğrenciler

Üniversite yıllarını bir nevi “hayata hazırlık evresi” olarak düşünebiliriz. Böylesine önemli bir süreçte geleceklerinin temellerini oluşturan olan üniversitelilerin, baş etmek zorunda kaldıkları tek şey dersleri olmalıdır. Oysa, LGBTİ+ öğrencilerin karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık ve ötekileştirmeler yüzünden, tüm ilgilerini buna verememektedirler.

LGBTİ+ gençler, evlerin

den uzakta eğitim gördükleri yıllarda “kadın” ve “erkek” olarak ayrılan ikili cinsiyet sistemine göre düzenlenmiş yurtlarda kalmaya mecbur bırakılıyorlar. Cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri arasındaki farklılıkları, yurtlarda bulunan üçüncü kişilerle paylaşmakta zorluk çekmektedirler. Yurtlar, birbirini tanımayan birçok öğrencinin bir arada yaşadığı ve ev ortamından uzaklaşılarak aynı ortamda bulunmaları gereken bir yaşam alanıdır. Ayrıca, cinsel yönelimlerinin çevreleri tarafından öğrenilmesi durumda pek çok sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Bu sorunların sebeplerine baktığımızda ise, toplumun alaycı baskısı, yurt öğrencileri, yurt kurumlarının yönetmenliklerinde yer alan madde gibi etmenleri görmek mümkündür.


LGBTİ+ gençlerden birkaçıyla görüşerek yaşadığı problemleri konuştuk. Bazısı arkadaşlarına cinsel yönelimini paylaştıktan sonra dedikodulara maruz kalırken, bazısı ise siciline işlenmesin diye yurttan çıkmak zorunda kalarak türlü çözümler aramıştır… Söyleşi gerçekleştirdiğim bu gençler, diğer LGBTİ+ bireylerin maruz bırakıldıkları ayrımcılığa sadece birkaç örnektir. Her biri toplumun farklı noktalarında ötekileştirilmeye mahkûm bırakılıyorlar. Ancak unutmamak gerekir ki; LGBTİ+ bireylerin hiçbirimizden farkı yok. Her bir bireyin temel hakkı olan, beslenme ve barınma özgürlüğünün kimsenin ellerinden alınmaması gerekmektedir.


Kendi ağızlarından yüz yüze kaldıkları sorunları dinlediğimiz gençlerin hukuksal açıdan haklarını öğrenmek amacı ile SPOD Derneği Avukatı Hatice Demir ile de bir araya geldik. Kendisine yurtlarda yaşayan LGBTİ+ kişilerin yönetmeliklerde bulunan bazı maddelerin bu bireylere kısıtlama getirip getirmediğini, cinsel yönelimleri sebep gösterilerek yurtlarda ayrımcılığa uğrayan kişilerin hukuksal hakları ve neler yapabileceklerine dair bir söyleşi gerçekleştirdik.


İzmir’den Aylin ve Sude

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Merhaba ben Aylin. 21 yaşındayım, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde İngilizce Dil bölümü okuyorum. Sevgilim Sude ise 19 yaşında ve şu an tekrar üniversite sınavı için hazırlanıyor. Daha öncesinde yaşadığımız olaylar yüzünden okuduğu bölümü bırakmak zorunda kalmıştı.


Nerede tanıştınız, ilişkiniz nasıl başladı?

Biz ayrı şehirlerdeydik. Sude Denizli’de, ben ise İzmir’deydim. Twitter üzerinden tanıştık.


Sude’yi yurttan ayrılmaya mecbur bırakan olaylar nasıl gelişti?

İkimiz ayrı şehirlerdeyken, onun yurdunda bir şekilde eşçinsel olduğuna ilişkin söylentiler yayılmıştı. Ardından tacizler başlamıştı. Kapısını çaldılar ve kapısına notlar attılar. Bir süre sonra bu artmaya başladı. Etrafta konuşulmaya başlanmış, ve Sude kız KYK yurdunda kalıyordu. Hemen yanlarında ise erkek KYK yurdu var, oradan Sude’ye çok terbiyesizce küfürler ederek, bağırmışlardı.


Sevgilin Sude’nin cinsel yönelimine ilişkin ayrımcı tepkiler alması, kendini çevresindekilerden birine açmasıyla mı yoksa başka bir sebep sonucu mu meydana geldi?

Kimseye bir şey söylememişti. Bir gün çantasına gökkuşağı bayrağı taktığı için, bir kız hadsizce “Sude lezbiyen, gökkuşağı takıyor, gördünüz mü?” diye yaymaya başlamış.


Twitter’da o günlere ilişkin bir paylaşımını gördüm. “Sevgilim yurttan ayrılmazsa, siciline işlenecek.” demişsin, bu süreç ne kadar doğruydu? Neler yaşandı, anlatır mısın?

Sude’nin, Denizli’de kaldığı yer çok yobazdı. Orada pek çok KYK yurdunda bu sorun varken, bazıları buna hiç önem vermiyor. Ama bildiğim kadarıyla genel olarak çok katılar. Eğer bir eşçinsel var ise ve bu yurt müdürü tarafından öğrenilirse, o kişinin siciline işliyor ve yurttan atıyor. Sude’nin müdürüne gitmek üzereydi olay, daha öncesinde bir uyarı almıştı zaten. Sırf siciline işlenmesinden endişe duyduğumuz için, Sude yurttan ayrılmak zorunda kaldı. Benim yanıma İzmir’e taşındı.


Cinsel yöneliminden dolayı Sude’yi o günlerde tehdit eden oluyor muydu?

Yurt yönetiminden herhangi birşey gelmedi ancak, çevre ve özellikle KYK Erkek Yurdu öğrencileri tarafından çok tehdit aldı.


Size yapıldığı gibi ayrımcılığa maruz bırakılan başka kişilere de tanık oldunuz mu?

Denizli’de gay olduğu için ve canı istediğinde topuklu giydiği için baskı gören biri vardı. Adını hatırlamıyoruz şimdi. Onun Yüksek Meslek Okulu’nun olduğu bölgede ilçeye alınması yasaklandı. Sadece okula gidip gelebildiğini biliyorduk. Okul saatleri dışında, okul bölgesinde bulunduğunda polisler onu alıp götürüyordu.


Yaşanan olayların ardından hayatınızı nasıl düzenlediniz?

Şu an beraber yaşıyoruz. Zaten Sude, eşçinsel yönelimiyle ilgili aile baskısı alıyordu ve okuduğu yeri çok uzak yazmıştı. Benim yanıma taşındı. Üç yıla yakındır da beraberiz…


Çanakkale’den Dolunay Seher

“Kanada’da olsam böyle bir korkum olmazdı, orada devlet arkamda olurdu.”


Onsekiz Mart Üniversitesi’nde “Mimari ve Dekoratif Sanatlar” bölümünde okuyan 24 yaşındaki Dolunay Seher, Balıkesir’den geldiği Çanakkale’de bir yurtta kalıyor. Kendini keşfetmesinin ilkokul beşinci sınıfta gerçekleştiğini dile getiren Seher, ilk zamanlarda çekindiğini ancak zaman geçtikçe kendine olan güveniyle beraber daha rahatladığını söyledi. “Her ne kadar homofobik saldırıya uğrar mıyım acaba?” diye hala korkusunun bulunduğunu belirtti. “Kanada da olsam bu korkum olmazdı, devlet arkamda olurdu.” şeklinde sözlerine devam eden Seher, Türkiye’de devletin LGBTİ+ gençlerin yanında olmadığından yakınarak bunu öne sürdü.


Hakkında pek çok aslı bulunmayan dedikoduların çıktığını anlattı. Gerçekte kimseyle yaşamadığı ilişkilerin, varmış gibi arkasından konuşulduğunu söyledi. Bugüne kadar cinsel yönelimden dolayı kimseyle karşı karşıya gelmediğinin altını çizen Seher, “Bu konu yüzünden benden soğuyan ya da çekinen insanlar varsa da benim bilgim yok.” diye ekledi.


Dolunay Seher, cinsiyet beyanını ise “gender fluid” Türkçesiyle “akışkan cinsiyet” olarak ifade etti. Toplumdaki “kadın” ve “erkek” şeklinde keskin ayrımcılığın yapıldığı noktalara örnek olarak şunları söyledi: “Bazen hangi tuvalete gireceğimi şaşırıyorum.”

Zaman zaman LGBTİ+ cinsiyet beyanlarının aynı yurtlarda kalma fikrini düşündüğünü söyledi. Şu açıklamaları ekledi:” Şule Çet olayı aklıma geliyor. Adli Tıp “Bilmiyoruz.” şeklinde bir açıklama yaptı, sanırım bu düşüncem şu an ki toplumumuzda mümkün görünmüyor. Öyle durumlarla karşılaşma ihtimalimizi düşünüyorum, bu oldukça sık olabilir. Bu sebeplerle şu an için bu durum iyi görünüyor.”


SPoD Derneği Hukuki Danışmanı Hatice Demir,


Kendinizden bahseder misiniz, neler yapıyorsunuz nerede çalışıyorsunuz?

2003 yılında İstanbul hukuk fakültesinden mezun oldum. Mezun olduğumdan beri spodun gönüllü avukatlığını yapıyorum. Spod dışında KAOS GL gibi örgütlerde de LGBTİ+ aktivizmi ve kadın hakları savunuculuğu yapan örgütlerde de gönüllü olarak çalıştım. Son iki aydır da Spod Derneği’nin hukuki danışmanlığını yapıyorum. Spod’un bir danışma hattı var. Ağırlıklı olarak oraya gelen sorulara, danışmanlık yapmak; danışanları yönlendirmek ve gerekiyorsa dilekçelerini yazmak ve istiyorlarsa temsiliyetlerini yapmak için avukat ağımızdan uygun gördüğümüz avukatlara yönlendirmek gibi sorunları kapsıyor bu.


Derneğinizin danışma hattından ne gibi isteklerde bulunuyorlar?

Son iki aya ilişkin tuttuğum danışmanlık faaliyet raporlarına ilişkin veriler aktarayım size. Şöyle; nefret söylemi,ifşa, tehdit,şantaj,kişilerin cinsel yönelimini ve cinsiyet kimliğini aileye, iş yerine bildirmeye dönük tehditler. Çok fazla cinsiyet geçiş süreciyle ilgili soru geliyor. Askerlik muafiyet konusuyla ilgilide geliyor. Yurtlarla da ilgili geliyor hatta yakın zamanda onunla ilgili de bir kişiyle ilgili olumlu sonuç aldık. Bundan birazdan bahsederim.


Aslında çok uzun zamandan beri süre gelen LGBTİ+ bireylerin dışlanmaya maruz bırakılmasıyla mücadele ediyorlar. Bu daha önceleri medyaya fazla yansımıyordu, barınma haklarından mahrum bırakılıyorlar. Bu durumun hukuksal boyutu nedir?

Bizim anayasamızda herkesin barınma hakkı olduğundan ve öğrencileri bu konularda gerekli koşuları sağlaması gerektiğinden bahsediyor. Ayrıca bazı özel kanunlarımızda da, devletin bu konudaki hükümlülüklerinden bahsediyor. Aslında bakarsanız devlet kapsamında olan ve çeşitli özel yurtlara ilişkin yaptığı düzenlemeler ile bu hakla ilgileniyor. Ama bu barınma hakkını kimin için düzenliyor? Tabiki yurt meselesine sadece barınma hakkı olarak bakmamak lazım.Yurt meselesinde barınma hakkının ihlali demek, kişinin herhangi bir sebepten barınamaması demek. İki şeye yol açıyor; Ya kişi okulunu bırakıp ailesinin yanına geri dönmek durumunda kalıyor, ya da aslında kendisine okumak için ayırdığı bütçenin çok büyük bir kısmını bir ev tutmak ve o evi geçindirmek için harcamak durumunda kalıyor. Bunlarda şanslı olanlar, aslında çok büyük bir kısmı ailesinin yanına dönüyor.


Yurtlarda “kadın” ve “erkek” olarak ayrım yapılması, lgbit+ öğrencileri nasıl etkilemektedir, size bu konuyla ilgili nasıl dönüşler oluyor?

Oluyor, trans sürecini hukuki olarak tamamlamayan ve mesela hormon kullanan ve bedensel olarak cinsiyet ifadesini tamamlayan kişiler tarafında bu durum çok yaşanıyor. Örneğin, trans bireyden bahsediyorum. Görünüm itibariyle na-trans erkek görüntüsünde fakat kimliğinde cinsiyet hanesinde kadın yazıyor. KYK yurdunu kazanıyor. Çünkü devletin buna dair bir bilgisi yok. Kadın yurdunu kazanıyor ve yurda gidiyor. Ona bakıyorlar ve diyorlar ki biz seni buraya koyamayız. Çünkü içeride bir sürü kadın var. Dört kişilik bir odaya koyamayız.


“Lütuf olarak personel odası sundular..”


Direkt olarak yurt idaresinden bu tepkiyi alan kişilerin yaşadıklarına tanık oldunuz mu?

Evet, bir danışanımız tarafından bu konuda Kaos GL’nin kendisi bu konuyla ilgili olarak bir röportaj gerçekleştirdi. Durumu anlattı da. Onun zorlanmaması için, şehir ve kimlik bilgisi vermiyoruz. Ama şu söylendi; ”Biz seni şu anda buraya koyamayız. Velilerden ve öğrencilerden çok fazla şikâyet gelir.” Bunun üzerine danışanımız “O zaman beni erkek yurduna koyun.” Dedi, ancak bu defa yurt idaresi bu sefer orada güvenliğini sağlayamayacaklarını dile getirmiş. Tacize maruz kalabileceğinden bahsetmişler. Bu kişinin üçüncü kez üniversiteyi kazanışıydı. Daha önce iki kez memleketine dönüp okuyamamış ama bu sefer inat etmiş. “Bir şekilde bu işi halledeceğim.” Diyerek… Sonrasında il milli eğitim aradı. Orada telefonu açan kişi, “Biz böyle bir şeyle ilk defa karşılaşıyoruz. Bu bizim değil senin sorunun, çünkü bu çok spesifik bir şey. Bunu sen çöz!” sözlerini iletmiş. Bunları duyan danışanımız ise hakkının olduğunu ve o yurdu kazandığını yerleştirilmesi gerektiğini ifade etmiş. Ardından yurt idaresine bir avukatla görüştüğünü ve gerekirse dava açacağını söyleyince, idare yetkilileri panikledi. Şans eseri, yurt müdiresi tatlı biri çıktı. Yardımcı olmaya çalıştı. Yurtta, aslında “personel odası” olan bir yeri içerisinde tuvalet ve banyo yaptırıyorlar. Ayrımcılığa giriyor, çünkü orada tek başına kalıyor. Maalesef yapacak başka bir şeyi yok. İdare ona lütuf gibi sundu. Ama onlar danışanımızı oraya almak zorundaydı. Devlet buna ilişkin bir şey yapmak zorunda.

Devletin cezaevinde yaptığı tecrit olayına çok benziyor bu durum. Devlet, kendi çatısı altında transları barındırmak zorunda kaldığında, her zaman aynı sorunla karşılaşıyor. Bir transa ceza veriyor, cezaevine koyuyor mesela bir trans kadını seni erkeklerin olduğu koğuşa koyamam taciz edilirsin. Seni kadınların olduğu koğuşa da koyamam, kimliğinde cinsiyet hanen erkek olarak görünüyor. O zaman ben seni napiyim, “Tecrit edeyim, seni ayrı bir yere koyayım sen orada yaşa.” Bu beş yıl, on yıl çok uzun süreler..


Anlattığınız bu danışanınızda aslında cezaevlerinde olduğu gibi yurt çatısı altında bir nevi tecrit altında kalmış…

Aynen öyle, aslında en büyük sorunlardan biri transların yurda yerleştirilememesidir. İlk başlarda yerleştiriliyorlar ancak sonra “mobbing”e maruz kalıyorlar. Israrla bir göz hapsi, bütün davranışlarını gözlemlemek… Yani kişiyi yıldırma politikasıyla oradan çıkmasını sağlıyorlar.


Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği madde 9/b/4’te yer alan “bir odada en az üç ya da en fazla altı öğrenci” bulunmasını içermesi, sizce homofobik bir tavır mıdır? LGBTİ+ bireylerin özgürlük alanlarına bu maddeyle kısıtlama yapılıyor mu?

Bu düzenlemenin homofobik yapıldığına dair birtakım konuşmalar döndü. Gerekçesine çok hâkim değilim. Kesinlikle homofobik ancak sadece homofobik değil hetroseksüel,biseksüel herkesin cinselliğini kısıtlayan ve buna çok fazla karışılmaması gerektiğini düşünüyorum. “İki kadın” ya da “İki erkek” o yurt odasında kesinlikle kalamaz. İnterseksler zaten yok, geçiş sürecini tamamlamış translar yok. Evet, homofobik bir motivasyon barındırıyor gibi görünüyor.


Bir avukat olarak sizce bu ötekileştirmelerin önünü almak için ne gibi yasal düzenlemeler gereklidir?

Bizim yasalarımızın hiçbiri kazuistik değildir. Her duruma bir sonuç bağlayan yasalarımız yok. Aslında kazuistik düzenlemeler istemiyoruz tabii ki. Ama az önce konuştuğumuz genel ahlak kurallarına uymayan, yurt idarecilerinin istediği her şekilde altını doldurabileceği düzenlemelerden kaçınmaları gerekiyor. Anayasaya cinsel yönelim ve kimliğinin girmesi gerekiyor ki, bütün bu normlar hiyerarşide altta olanlarında düzenlenebilmeleri sağlansın. Bu yurt meselesi ile ilgili güzel bir örnek vermek istiyorum. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Özel Yurtlarına İlişkin bir yönerge var. Ve bu yönergenin 25/2/f bendinde şundan bahsediliyor; yurttan çıkarma cezasını gerektiren durumlarına ilişkin bazı ibareler var. “…Onların cinselliğini, cinsiyet kimliğini ve yönelimini hedef alan ya da ahlak içermeyen davranışlarda bulunmak…” şeklinde ifade edilmiş.


“Sürekli olarak başınızda çatısız kalacağınıza dair tehdit eden bir devlet olunca…”


Gördüğünüz gibi KYK yönetmeliğinde aynı durumu “genel ahlak” adı altında disiplin cezası olarak alma şeklinde nitelendirirken, burada özel üniversite yurdu cinsel kimlik ve yönelimleri hedef alan bütün saldırıları yurttan çıkma cezasıyla atacağını belirtmiş. Bu kadar zor değil. Bahsettiğimiz şey, insanların hayatları. Bunun özel bir okulun yurt yönetmeliği olduğunu hatırlatarak, LGBTİ+ yurt deneyimlerinin aktarıldığı kitapçıkta çok dikkatimi çeken bir noktayı sizle paylaşmak istiyorum. Bu kişi lisede ve üniversitede devlet yurdunda kalmış. Trans kadın bu kişi bu arada. “Zincirleme bir reaksiyon gibi, ailenizin ekonomik durumu, alacağınız eğitimi, eğitim istihdam hayatınızdaki yerinizi belirliyor. Bu zincirleme reaksiyona birde cinsiyet kimliği gibi bir yerden dahil oluyorsanız, bu zincir bir yerde kopuyor.” Üniversite hayatında pek çok şeyle başa çıkmak zaten zor iken, birde bunun yanında sürekli başınızda çatısız kalacağına dair bir devlet olduğu zaman iş sarpa sarıyor.

0 views0 comments

Recent Posts

See All