Search

Ahu Özyurt ile iki dakika on beş saniye...

6 Aralık 2017.

Yanlış okumadınız, televizyonlarda gördüğümüz bu kısa sürenin arkasında olan bitenleri birde Ahu Özyurt penceresinden dinledim bu hafta.


Kendisi televizyonculuk hikayelerinin kapılarını, tüm samimiyetiyle meslektaş adaylarına açtı…


Neler sığıyor o iki dakika on beş saniyeye birde şu gözden bakalım;


Fazlasıyla mühim durumlarda, bir tane gömlek bir tane çantayla hiç bilmediğin şehirlere doğru yola düşmek zorundasın. Akşam randevum var, sabaha çamaşırım var diyemiyorsun.


Gazetecisin çünkü, kameramanını alıp yollara düşmek zorundasın, haber beklemez.

Yeri geldiğinde bazı ülkelere tabiri caizse bir keçi gibi güvenli ama kaçak yollardan sınıra girmen gerekecek. Sahadaki adama güvenmek ve itibar etmemek arasındaki ince çizgi de kalıyorsun.. O tehlikeli yolda ilerlerken, düşündüğün tek şey habere ulaşmak olsada canının da kıymetini bilmek zorundasın.


Kaçak girdiğin sınır kapısından dönmek isterken, kendi ülkene alınmayabilirsin…


Ortam gereği her şeyin yayınlanmayacağından, çok dar kadrajlarda haberini yapmalısın.

Bazen lafı çevirmek görevini üstlenirsin. Yayını döndürmek mühimdir çünkü…


Bazı günler gelir öyle sıcaktır ki, hani altı kaval üstü şişhane derler. O sıcağın ortasında parmak arası terliklerinle yayın yaparsın, kimsenin ruhu duymaz. Katlanılan zorlukları, kimsenin görmediği gibi…


Özel yayın anlarında, sözle dile getirilmeyen bir rekabet olur diğer kanallar arasında.


Hangi konuk kimde, kimin yayınına önce çıktı gibi çekişmeler döner saniyeler içerisinde. Konuk koordinasyonu, senin yayınının hayati meselesi…


Hiç kimsenin yayın yapmasına izin verilmeyen yerlerde, seçilen olmalısın…


Olabildiğince tarafsız şekilde haberlerini iletmelisin izleyiciye…


Yaptığın haberler sayesinde sokakta insanlar seni tanıyor olabilir. Her gün haber sunabilirsin. Her gün ekrana çıkıp saatlerce bir şeyler aktarabilirsin.


Asıl mesele, bir kişinin ya da kendi ülkenin diğer ülkelerle arasında kurduğun ve ya kurmaya çalıştığın küçük bir rol,


Çorbanın içindeki bir tutam tuz,


Çayındaki biraz şeker gibi…


Tüm bunları yaparken, o kısacık zamanda vazgeçtiğin görüntüler olacak haberinde.

İstediğin her şeyi o haberde barındırma hakkı sana verilmedi çünkü.


Gerektiğinde kolunu kesermiş gibi ya da oyuncağından vazgeçen küçük bir çocuk misali onları kıracaksın.


Benim bu yazıda yaptığım gibi, neyden bahsettiğimden çok neye değinmediğim önemli olan.


Size akan tüm bilgiyi bir huniden elercesine, en ince ve yalın bir şekilde okuyucuya aktarmak zorundasın.


Unutma;


Bütün bunları sığdırabilmek için,


Sadece iki dakika on beş saniyen var….

0 views0 comments

Recent Posts

See All